imla hatası

--anlatacaklarımı, önceden saptanmış bir düzen olmaksızın ve su üstünde kalmış olanı-- ----su üstünde bırakan, aklıma geldiği gibi yazmaya dayanan bir üslupla anlatacağım---- (andre breton, nadja, 1928)

24 Haziran 2008 Salı

The Fight for Turkey

It’s easier to don a veil than remove it (Roger COHEN, the New York Times; June 23, 2008).

Bir türban giymek, çıkartmaktan kolaydır.

19 Mart 2008 Çarşamba

Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişiliklerine...


"Tasarımcılar, hiç düşünmeksizin geleceğe yönelik bir iyimserlik beslerler. Otomatik olarak tasarladıklarının tarafsız ve kesinlikle iyi olduğunu varsayarlar. Tasarım ve mimarlığın rolünün 'dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek' olduğuna dair iyice yerleşmiş bir ideoloji vardır. Peki, tasarımcılar kendi çelişkilerini, kendi tutarsızlıklarını bile bile, böyle derinden kusurlu bir insanlık halini nasıl olup da yüceltebiliyorlar?" Fiona Raby : Resim electricity draining from the body - kaynak: http://www.dunneandraby.co.uk/

13 Temmuz 2007 Cuma

wild is the wind


i hear the sound of mandolins
you kiss me
with your kiss my life begins
you're spring to me, all things to me
don't you know, you're life itself...

(david bowie)

5 Nisan 2007 Perşembe

öfkeyle başa çıkabilmenin yolları

öfke: Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap (www.tdk.gov.tr)

öfke ile başa çıkabilmenin yolları konusunda yorumlarınızı bekliyoruz...

18 Mart 2007 Pazar

gelmiş bulundum..

Ben mişim -neymiş- su sesiymiş
Oymuş -cam kırıkları gibi gövdemi yakan-
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş
Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

Güneş mi batarmış bir özel ismi bitirir gibi
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.

Yıldızlar, büyülü ülke adımı unutturan
Bir kaya, bir ot, bir akarsu
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
Ki bütün ölüleri sığa çıkaran
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.

Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elimde bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum

Edip Cansever / Gelmiş Bulundum - Yerçekimli Karanfil'den...
resim Miro

ocak ve zanaat

… içerisinde dertlerin, varsayımların ve yöntemlerin birlikte üretilip sınandığı, araştırma tasarımlarının ve bulgularının paylaşıldığı, varılan sonuçların ve yapılan açıklamaların politik imalarının hep beraber tartışılıp sahiplenildiği, akademinin hakim ruhuna (illusio) kafa tutan özel kolektifler oluşturarak ilerlemeliyiz. Akademi içinde (ve kendi içinde) başta cinsiyetçilik olmak üzere her türlü ayrımcılığa karşı sürekli teyakkuzda olacak, üniversitelerin kurumsal örgütlenmesinde yeniden-üretilip duran irili ufaklı feodal devletçikleri taklit etmeyecek nihayetinde sayıları arttıkça alanın çehresini değiştirebilecek araştırma alt-alanları oluşturmaktan bahsediyoruz. İçinde ölü ya da diri şeyhlerin cübbelerine yüz sürülen tekkelerden değil, bilginin bölüşüldüğü dayanışma içinde iş üretilen ocaklardan (okuyun: G.Çeğin, E.Göker, A.Arlı, Ü.Tatlıcan Aralık 2005 – Ocak ve Zanaat, Pierre Bourdieu Derlemesi, sf: 21)

kendine zararlı bir öfkeye sığınmaktan ziyade

Üniversite kurumunun benim çalışmamda işgal ettiği bir ölçüde özel yer, şüphesiz, “kendini adamış” birinin (dinsel bir fanatiğin), önceden belirlediği ve kendini adadığı değerler ve gerçeklerin yok olması karşısında kendine zararlı bir öfkeye sığınmaktan ziyade, yaşadığı hayal kırıklığı üzerinde mantıklı bir kontrol sağlama ihtiyacının yarattığı özel bir güçle açıklanabilir (Bourdieu, 1998, Homo Academicus’tan alıntı Ocak ve Zanaat, Pierre Bourdieu Derlemesi, sf: 85)

17 Mart 2007 Cumartesi

insan nedir ki

İnsanlar ikiye ayrılır: İçlerindeki öfkeyle uğraşanlar ve uğraşmayanlar.

İçlerindeki öfkeyle uğraşan insanlar ikiye ayrılır: Öfkelerini dizginlemeye çalışanlar ve etraflarına bencilce kusanlar.

Öfkelerini dizginlemeye çalışan insanlar ikiye ayrılır: kendi kuyularında dizginlemeye çalışanlar ve başkalarının kuyularında bunu deneyenler.

Kendi kuyularında öfkelerini dizginlemeye çalışan insanların felaketleri kendilerinedir. Bu samimiyete sahip filmlere sığınmak gerek(izleyin: kaç para kaç, korkuyorum anne).

8 Mart 2007 Perşembe

hareket edince canımı yakıyor

colin:
chloé’m… sakin ol.
nicolas:
kesinlikle. çok çabuk iyileşecek.
colin:
bu nilüfer. nereden de ona bulaştı acaba?
nicolas:
(inanmaz bir havayla) nilüferi mi var?
colin:
sağ ciğerinde. profesör başta sadece bir hayvan diye düşünmüştü. ama buymuş. ekranda onu gördük. şimdiden oldukça büyük, ama neyse sonuca ulaşmamız gerek.
nicolas:
evet tabi.
chloé:
(hıçkırıklarla) bunun ne olduğunu bilemezsiniz. hareket edince ne kadar canımı yakıyor.
nicolas:
ağlamayın. ağlamak bir işe yaramaz, kendinizi yoracaksınız
(boris vian, günlerin köpüğü, 1979).

2 Mart 2007 Cuma

suskunluğum kelimelerden

söylenmemiş sözler
ve hikayeleri bitmeyecek
sonsuza dek sürmesiyle
bilindik huzurun

bilinmez bi diyarda
vahaya giden yol
bereketini varlığından alan
şimdi bir masala dönüşüyor
yanındakı kadının kokusu

suskunluğum kelimelerden
söylenmemiş sözler
ve hikayeleri bitmeyecek
sonsuza dek sürmesiyle
bilindik huzurun

bilincin ötesinde
kaybolan yaradılış
sorarken geceye
tamamlandı mı kimsesiz
ve yalniz bıraktığın uyku

ben yanında olmayı
düşlemeye devam edeceğim
huzurun pençesine düşmüşken bi kere
kaybolmaktan korkmayacağım
sessiz, derin ve biraz acımasız yokluğun
(kerem koramaz, eylül, 2004)